Pazar

OSMAN YAĞMURDERELİ: "BİZİM SENARYOYAZARLARI ARTIK ÜRETEMİYOR"

* Köpek'in yanı sıra ikinci projeniz "Sensiz olmaz" da ekranlara geliyor.
Bir yabancı format satın aldık. "Çirkin Betty." 65 ülkede çekilmiş ve çok tutmuş. Türk sinemasında da 20 kere çekilmiştir. Ayhan Işık, Belgin Doruk, Sadri Alışık.. İki zengin arkadaş, çirkin bir sekreter.

* Dizinin konusunu yabancılardan satın aldık diyorsunuz. Bir de resmen araklamalar var. Mesela sizin "Melekler Adası" gibi...
Araklama değil, esinlenme. Bizim senaryo yazarları artık üretemiyor. "Melekler Adası"nın sadece ilk bölümü Antonio Banderas'ın filminden alınma. Nuran Devres esinlenmiş. Ama 37 bölüme geldik. Ben çalıyorsunuz diyorum, onlar esinleniyoruz diyor.
* Bu esinlenmeden baştan haberiniz oluyor mu?
Ben yemem. Çünkü ben de seyrediyorum aynı filmleri. Onun için nereden alınmışsa baştan açıklıyorum ki efendilik bende kalsın. Biz bu kadar çok dizi üretirsek böyle olması kaçınılmaz. 60 ayrı dizi yayınlanıyor. Bunlar bu maliyeti karşılayamayacak ve problemler başlayacak
DEVAMI İÇİN TIKLAYIN:
{ Vatan Gazetesi ? }
***
SENARİST:TK'NIN YORUMU:TÜRKİYEDE SENARİST PROBLEMİ YOKTUR, YAPIMCI PROBLEMİ VARDIR.

SENARYOYU OKUMAK, ALGILAMAK, BİR UZMANLIK İŞİDİR.
YAPIMCILAR-YÖNETİCİLER OKUDUKLARI SENARYOYU ALGILAMAKTAN MALESEF ACİZDİR. ANCAK BENZEŞTİREREK ALGILAYABİLMEKTEDİRLER. TAMAMEN ÖZGÜN BİR SENARYOYU ALGILAYAMAMAKTADIRLAR. YAHUT RİSKE GİRMEDEN TATLI KÂR ELDE ETMEK İSTEDİKLERİ İÇİN, ANCAK VE ANCAK TUTMUŞ ÖRNEKLERİ VARSA "YATIRIM" YAPMAKTADIRLAR...
YAPIMCILARIN BU BİRİKİM EKSİKLİĞİ, ALT YAPI NOKSANLIĞI, BU ŞARK KURNAZLIKLARI BUGÜNKÜ TABLOYU ORTAYA ÇIKARTIYOR...
BU ŞARK KURNAZLARI AYNI ZAMANDA YAVUZ HIRSIZDIRLAR...
YAVUZ HIRSIZ OLMADIKLARI ZAMANDA DA AZMETTİRİCİ BUNLARDIR.
ZİRA TÜRKİYEDE HİÇBİR SENARİST KARAR VERME MAKAMINDA DEĞİLDİR.
ÖZGÜN SENARYOLARI ALGILAMAKTAN ACİZ BU YAVUZ HIRSIZLAR, SENARİSTİ ÇALMAYA AZMETTİRMEKTELER. SOYGUN PLANINI ÇOĞU ZAMAN BUNLAR YAPAR...VEYA SENARİSTİ "ESİNLENMEYE" MECBUR BIRAKIRLAR...
YAKALANDIKLARI ANLADIKLARINDA, SAMİMİ İKRARDA BULUNUP CEZA İNDİRİMİNDEN MEDET UMARLAR, İYİ HALLERİ GÖZÖNÜNDE TUTULSUN İSTERLER...SUÇÜSTÜ YAKALANDIKLARI HALDE, BEN YAPMADIM O YAPTI DİYE ARKADAŞLARINI "SATARLAR"...FİLM İŞLERİNİ SALT TİCARET, TİCARETİ SALT "SATMAK" SANIRLAR....

SENARİSTE BAKIŞ AÇILARI İLGİNÇTİR; SANKİ SENARİST SAYGILI DAVRANMAK ZORUNDA OLDUKLARI "YASAL"-"ESER SAHİBİ" DEĞİL DE, AHIRLARINDA BESLEDİKLERİ GÜNAH KEÇİSİDİR...

HAKSIZLIK ETMEYELİM; BU İNSANLAR DOĞUŞTAN KÖTÜ İNSANLAR DEĞİLDİR. AKSİNE ÇOĞU ZAMAN İYİ NİYETLİ ,"SEMPATİK" İNSANLARDIR. SAVUNDUKLARI AHLAKİ DEĞERLER VARDIR. NAMUSLUDURLAR. TİCARİ İTİBARLARINA ÖNEM VERİRLER. SÖZ GELİMİ KİMSENİN PARASI KALMAZ BUNLARDA, ELEMANLARININ ÜÇ KURUŞ PARASININ ÜSTÜNE YATMAZLAR...ÇOK ŞÜKÜR EŞKİYA YAPIMCI DÖNEMİ, PARALARI ALIP KAÇAN KAPKAÇÇI YAPIMCI DÖNEMİ, ÜCRETLERİN ÜSTÜNE YATAN BATAKÇI YAPIMCI DÖNEMİ GERİDE KALMIŞTIR. VEYA KALMAK ÜZEREDİR....

NE ŞİMDİ BU? SON PARAGRAFLA BİRLİKTE YUKARDAKİ İDDİAMIZLA TERS Mİ DÜŞTÜK? HANİ BUNLAR YAVUZ HIRSIZ DEĞİL MİYDİ? SON PARAGRAFTA NAMUSLUDURLAR DEDİK...EVET YAVUZ HIRSIZDIRLAR BUNLAR; SADECE YAPTIKLARI "TELİF HIRSIZLIĞINI" HIRSIZLIK OLARAK ALGILAMAMAKTADIRLAR.
YANİ SORUN YİNE "ALGILAMA" SORUNU...
BU KADAR LAFIN ÖZETİ BU: ÖZGÜN BİR SENARYOYU ALGILAMAKTAN ACİZ OLDUKLARI İÇİN TUTMUŞ ÖRNEKLERİ ÇALMAYA AZMETTİRİYORLAR. FAKAT TELİF ÇALMAYI "HIRSIZLIK" OLARAK ALGILAMIYORLAR...
NEYSE Kİ SON DÖNEMLERDE "FORMAT" ALMA DEVRİNİ BAŞLATARAK ALENİ "HIRSIZLIKTAN" UZAKLAŞILDI.
FAKAT BU FORMAT ALMA OLGUSUNUN ALTINDA YATAN DA AYNI SEBEPTİR: YAPIMCILARIMIZ ÖZGÜN BİR SENARYOYU ALGILAMAKTAN ACİZDİR. TAMAMEN ÖZGÜN BİR İŞE YATIRIM YAPARAK RİSKE GİRMEK İSTEMİYORLAR. ESKİDEN ALENEN ÇALIYORLARDI, ŞİMDİ PARASINI VERİP FORMAT (TELİF HAKKI) SATIN ALIYORLAR...
ÇOK UZATTIM, BEN YAZARKEN SIKILDIM, SİZ OKURKEN SIKILMAYIN DİYE BURDA KÜT DİYE KESİYORUM...
KÜT1: GENEL USULUBUMUZ BU DEĞİLDİR. ANCAK SENARİSTLER DİL UZATILINCA, O DİLİN UCUNDAN TUTUP ÖLÇÜSÜNÜ ALMAYI BOYNUMUZA BORÇ BİLİYORUZ. BAKIYORUZ TATLI DİLSE AMENNA...DEĞİLSE...
KÜT2: SADECE YAPIMCILAR MI? YAKINDA SİNEMA FİLMİ VİZYONA GİRECEK BİR SENARİST ARKADAŞLA RÖPORTAJ YAPMIŞLAR. SENARİST ARKADAŞ " TÜRKİYEDEKİ SENARİSTLER ÖZGÜN ŞEYLER ÜRETEMİYOR, SENARYOLARIN HEPSİ BİRBİRİNE BENZİYOR DİYE BİŞEYLER GEVELEMİŞ...TÜRKİYEDE ÖZGÜN SENARYOLAR ÜRETİLEMİYOR DİYEN BU ARKADAŞ KİM Mİ? İKİ DİZİYE İMZA ATTI İKİSİ DE FORMAT HAKKI SATIN ALINMIŞ YABANCI DİZİ. ARKADAŞ ADAPTASYON YAPTI. ŞİMDİ KALKTI; TÜRKİYEDE ÖZGÜN SENARYOLAR YAZILMIYOR DİYE NUTUK ATTI...PSİKOLOJİ DE BUNUN BİR ADI VAR; AMA UZMAN DEĞİLİZ ONU PSKOLOGLARA BIRAKALIM...

8 yorum:

Mert dedi ki...

OSMAN YAĞMURDERELİ: "BİZİM SENARYO YAZARLARI ARTIK ÜRETEMİYOR"

Ben buna bir anlam veredim. Sen etrafına bakma. Sonrada "bizim senaryo yazarları artık üretmiyor." de... Yazık Yazık... Çevremizde o kadar iyi yazan genç senaristlerimiz varki onlara bari fırsat verin. HAKLI DEĞİL MİYİM ARKADAŞLAR?...

mustafakarnas dedi ki...

bravo doğrusu. Hislerime tercüman oldunuz. Memlekette ne hikaye, ne sanaryo ne de senarist sıkıntısı var. Ben yıllardır söylerim. Yazdıklarımızı anlayacak kapasitede yapımcı sıkıntısı var.
En güzel hikayeleri yeni alanlar ve kapılar açacak mükemmel hikayeler ortalıkta mahzunbir şekilde dolaşırken, birileri hala kötü hikayelere, kötü senaryolara (sinemada) filmler çekip sansasyon yaratarak para kazanmaya çalışıyorlar. Öyle kötü hikayeler ve senaryolara çuvalla para yatırıyorlar ki, inanılmaz. Son bir kaç yılda sinemalarda vizyona giren yerli filmlerin hikaye ve senaryolarına bakıldıdığında, ne kadar basit hikayeler, ne kadar kötü senaryolar olduğunu görürsünüz. Tüm bu yapılanlara anlam vermek çok zor. Adamlar ısrarla bir paramızı kötü işlere yatırmaya devam edeceğiz demekteler.
Yabancı filmler bir yatırıp on kazanırken, bizim yerli filmler bir yatırıp, üç kuruş ya kazanmakta ya da zarar etmektedirler. Adamlar bir de bu işi en iyi biz bilirzi diye afra tafra yamkatadırlar. Ne sinemadan ne de televizyondan anladıkları var. Üç tane televizyon şöhreti, üç beş bacak göğüs gösteririz. Biz az sansasyon yaratırız iş olur biter demektedirler.
Türk sinemasında yapımcılar,komedi dışında hiç bir türe yönelmeye cesaret edememektedirler. Yapımcıların artık kendilerini eğitmeleri gerektiğine inanıyorum. Ne zaman ki, bir Türk filmi hem Türkiye'de hem de yurt dışında (gurbetçilere değil- yabancılara) gişe yapacak bir film yaparlarsa o zaman onların bu işten anladığına inanırım.
Senarist Tk'nın çizgisini ve açık yüreklilikle yazdığı yorumları çok beğeniyorum. Bence de bu herkes için böyle olmalı. Kapalı kapılar arkasında burnundan kıl aldırmayanlar Türk sinemasının gelişmeme nedeninin kendileri olduklarını anlamalılar.
O kadar kötü ve anlamsız hikayelere ve kötü yazılmış senaryolara para yatırmadan önce, etrafa bir bakıp daha iyi hikaye var mı, daha iyi senaryo var mı diye bir araştırmalılar. Son haftalarda vizyona giren bir kaç filmde HoşGeldin Hayat, Büyü, ve daha bir çok çekilmiş ama vizyona girmemiş filmlerde öyle vasat öyküler ve senaryolar var ki, hala neden bir adam kalkıp filmi ben çekerim, senaryoyu da ben yazarım, başrolde de ben oynarım diyebiliyor. Yapamadığın işi, iyi yapana yaptırcaksın.
Er meydanına inilmeli, hikayeler ve senaryolar ortaya dökülmeli. Gerekirse bir pazar oluşturulmalı. Ak ve kara ortaya çıkmalı.
Örnek vermek gerekirse Büyü filminin hikayesinin kötülüğü bir yana, senaryosundaki açık ve net hatalar, diyaloglardaki hatalar o kadar belirgin ki. Sanki senaryoru bir senarist değilde lise öğrencisi meraklı bir kız öğrenci yazmış gibi. Bu filmi yapanların bu senaryo hatalarını nasıl görmezden gelerek, ve hataları düzeltmeden kalkıp filmi kötü senaryo ile çekmeleri inanılmaz bir şey.
Hoşgeldin hayat filminde de aynı hikaye, senaryo ve diyalog basitliği ortadaydı. O film hakkında konuşmaya bile gerek yok.
Bri film hikayesi yazmak, yaratıcılık, derinlik ve yaşanmışlık ister. İyi bir hikayden iyi bir senaryo çıkarmak ise dürüstlük, inanaç ve çalışkanlık ister. Öyle rakı masalarında peçetelere senaryo yazanların Türk sinemasına bir katkı sağlayabileceklerine inanmıyorum.
Ayrıca, sinema eleştirmeleri de çoğu zaman cesaretle yorum yapmıyorlar. Kötü işler hakkında konuşmuyorlar. Hangi filmde nasıl bir arıza var, bunları yazmıyorlar. Bunu da Türk filmleri iş yapsın. Zaten film yapmak zor, bir de biz bir darbe vurmayalım diyorlar. Oysa doğru olanş kötüye kötü. İyiye iyi demek. Kötü işler eleştirilirse, o zaman kimse bir daha kötü iş çekmeye cesaret etmez. Yoksa biz kötü de yapsak, iyi gibi görülüyor derler ve kötü işler yapmaya devam ederler. Diğer yandan da emek harcayarak örjinal, yeni ve iyi işler yapanların cesaretleri kırılır.
Saygılarımla.

mustafakarnas dedi ki...

Bu arada Osman Yağmurdereli'ye de bir kaç söz etmek gerekir. Senaristleri 'Writer blocke' oldusya şirketlerinin web sitelerine şöyle bir ilan berebilşirler. Yeni kalemler, yeni hikayeler arıyoruz. Seçimler dürüst ve işten anlayan kimseler tarafından yapılacıktır desinler. O zaman memlektte ne iyi kalemler olduklarını görecekler. Tanıdığım bir kaç senarist var adamların söyledikleri şu; ne yapalım akmek davası biz senaryoları 12 yaşındaki insanların zekalarına göre yazıyoruz'' Bunu diyenler ve bu şekilde düşünenlere yazdıranlar utanmalıdır. Bu Türk toplumunu aşağılamaktır. Türk toplumu her zaman iyi yapılmış ve yüksek zekalara hitap eden işleri de beğenmektedir. Bunun çok örnekleri görünmüştür.
Yağmurdereli'nin yazarları 'writer blocke' olduysa Yağmurdereli beni arasın da ona daha güneş yüzü görmemiş hikayeler vereyim. Eminim daha benim yazdıklarım gibi orjinal bir sürü, başka genç kalemler tarafından yazılmakta ama daha yapımcılar tarafından daha okunmadan çöpe atılmaktadır.
Bu genç kalemler küstürülmekte ve zaten bir şey çıkmaz düşüncesi ile sektörden uzaklaşmaktadır. yazıktır bu insanlara. Herkesin benim gibi ısrarcı ve dayanıklı olması beklenemez. Çok sayıda orjinal eserimin arasında bulunan Hasan Sabbah-Sır Bekçileri filmin senaryosunu ve hikayesini ben yazdım. Ancak başka eserlerim de vardı. Ne yazık ki. Filmi de ben çekmek zorunda kaldım. Sağolsun Mehmet Soyarslan'ın (Özen Film) desteği
ile çekilen bu çok düşük bütçeli film bitti. TV'lere satılacak. Sinema gösterimi olmayacak belki. Aşırı ısrarcı ve dayanıklı olmam sayesinde küçük bütçeli de olsa bir filmimi çekmeyi başardım. Ama gönül isterdi ki, ben sadece yazmaya odaklanayım, başka biri de sadece yönetmeye odaklansın. Yazan da, yöneten de , yapımcı da ekmek yesin para kazansın. Yeni yeni filmler yapılsın. Ama bir hikayeyi hayata geçirme, çekme, birilerini ikna etme ve inandırma öylesine zor bir süreçki Bu sürece girenler psikolojik destek almak zorunda kalabilirler. Ey Yağmurdereli, ev TV yapımcıları siz de diğer ülkelerdeki yapımcılar gibi yapın, tarafsız, işten anlayan,yenilikler peşinde olan ekipler kurarak yeni kalemlerin yolunu açın. Bu esinlenmekten ya da bloke olmuş yazarlarla çalışmaktan iyi olur. Böylece dizilerin hikayeleri
birbiri ile pişti olmaz. Er meydanına inin beyler. Rekabete girin. Korkmayın . İyi olan kazanır.

Adsız dedi ki...

Yukarıdaki yorumları okuyunca şaşırdım. Tam "Türk tipi" bir tartışma olmuş. Yani olaylara tek tarafla bakan, Türk filmlerinde olduğu gibi bir tarafı çok iyi, diğer tarafı da sonuna kadar ve sebepsiz yere kötü ilan eden bir tartışma.

Yapımcı, herkesin bildiği gibi bu işe para kazanma motivasyonu ile girer. Bu iş onun için sadece ve sadece bir ticarettir. En büyük amacı en düşük maliyetle en yüksek geliri elde etmektir. Bu yüzden sinema hakkında bir birikiminin olmaması ile suçlanması abesle iştigaldir.

Senaristlerin motivasyonu ise yeteneklerini sergilemek, bir yandan da bundan para kazanmaktır. Yapımcı ile çatıştığı nokta buradadır. Çünkü yapımcılar "ne satıyorsa onu yapmak" zorundadır. Senaristler ise "içlerinden geleni yapmak" zorunluluğu hisseder. Bu ikisi örtüşmeyince (ki genelde örtüşmez) her sanat dalında görülene benzer çatışmalar sinemada da görülmeye başlanır. Siz resimde, tiyatroda, ya da müzikte durum farklı mı zannediyorsunuz? Sergi salonu bulamayan figüratif ressamları, ya da komedi yazmayan oyun yazarlarını bir dinleyin hele...

Yapımcı para kazanmak için herşeyi yapar, yapmalıdır da. Çünkü bir film para kazandırmıyorsa bu çark dönmez. Yapımcı bunun için format da satın alır, benzer filmleri tekrar tekrar da çeker. Dünyanın en büyük sinema endüstrisi olan Holywood'da da durum budur, başka ülkelerde de. Format satın aldıkları için yapımcıları suçlamak, çok "naif" bir yaklaşımdan başka bir şey değildir.

Her sene 300-400 film üreten Hollywood'da, yapımcı ile senarist arasındaki çatışmayı hafifleten, hatta bunu işbirliğine dönüştüren bir kurum vardır: bu da "menejerlik"tir. Yapımcının ticari kaygıları ile senaristin sanatsal güdülerini bu insanlar uzlaştırır. İnce ruhlu senaristlerin, para motivasyonlu yapımcılar ile mücadele edip yıpranmasını, moralinin bozulmasını, motivasyonunu kaybetmesini menejerler engeller. Sanattan pek fazla anlamayan yapımcılara da hangi senaryoların işe yarayabileceğine dair onlar destek olur.

Her sene en fazla 15-20 filmin çekildiği ülkemizde ne yazık ki senaristler için bir menejerlik kurumu henüz oluşmamıştır. Oluştuğu zaman, "mutsuz ve umutsuz" senarist sayısında da büyük bir düşüş yaşanacağından eminim.

İlk filmlerini çekenler, ya da filmini istediği gibi çekmek isteyenler her yerde büyük zorluklara katlanırlar. James Cameron'un "Terminator"e yapımcı ararken iki sene boyunca okul otobüsü şoförlüğü ve afiş çizerliği yaptığını biliyor muydunuz?

Fikir ve senaryo çalma durumu Holywood'da ve başka ülke sinemalarında da sık sık görülen bir hadisedir. Bunun önünü almak için WGA (Writer's Guild of America) gibi yaptırım kurumları vardır. Türkiye'de SEN-DER'in kurulması da bu yönde atılmış çok önemli bir adımdır - peki ama bu hayırlı işin bu kadar geç yapılmasının müsebbibi kimdir? Yapımcılar mı?

Yapımcıların kötü hikayelere para yatırması ve batırması da bütün dünyada görülen bir durumdur. En son ve en büyük örneklerden biri "Büyük İskender"dir. 150 milyon dolardan fazla bir paraya mal olan Oliver Stone'un bu filmi Amerika'da sadece 20 milyon dolar getirmiştir. (Filmin seyretmeye başladıktan 10 dk sonra "Eyvah, bu bir 'kaybeden' film" dedim kendi kendime. Benim 10 dk'da gördüğümü150 milyon dolar sahibi yapımcılar görememişti.) "Deprem Sigortası"nın gerekliliğini öğrenmek için nasıl bir deprem gerektiyse (ki hala yaptırmayanlar çok), senaryoların çekilmden önce "senaryo doktorlarına" gösterilmesi gerekliliğini öğrenmek için milyonlarca doların kötü hikayelerle batırılması gerekmetedir.

KİŞİSEL NOT: Bence Türk sinemasını kurtaracak (ya da "Yeni Türk sinemasını kuracak" demek daha doğru galiba) olan, çok az parayla çok başarılı işlere imza atacak "GERİLLA Senarist-Yönetmenler"dir. Bizim filmini çekmek için hastane kobaylığı yapan Robert Rodriguez'lerimiz, araba kredisi ile film çeken Steven Soderberglerimiz (Sex, Lies & Video Tapes böyle çekilmiştir), ya da çalıştığı markette gece film çekme "yaratıcılığını" gösteren Kevin Smith'lerimiz nerede? Galiba reklam sektöründeler...

Ortada "benim çok iyi bir senaryom var" diyen çok sayıda senarist var. Ama gerilla taktikleriyle film çekecek, elini taşın altına sokacak, ultra-girişimci genç yönetmenlerimiz yok. (Bir vaka incelemesi olarak, Robert Rodriguez'in "El Mariachi"yi nasıl yaptığını anlatan "Ekipsiz Asi" kitabını okumalarını tavsiye ederim.) Onlar ortaya çıkana kadar Türk sineması bu halini sürdürecektir. Arada sırada yapılan devlet yardımları ne yazık ki pek işe yaramayacaktır. Yarayacağını düşünenlere Alman sinemasını derinlemesine incelemelerini tavsiye ederim.

Gezgin G.

mustafakarnas dedi ki...

Biz ne dedik ? Yapımcı para kazanmalı. Benim amacım yapımcının senaristlerin hayallerinin gerçekleşmesini sağlamak değil. Benim iddiam, gerçekten para kazandıracak senaryoların yapımcılar tarafından fark edilmemesi.
Bu yıl para kazanacak bir yerli yapım yok gibi bir şey. Çelilen 25'ten fazla yerli filmin iyi gişe yapabileceğini zannetmiyorum. Çünkü kimsenin ilgilenmediği vasat hikayeleri çektiler. Konu bu

mustafakarnas dedi ki...

Dün Gönül Yaras1 filmini seyrettim. Maalefes kendime bir kez daha hak vermek zorunda kald1m. Çok sevdiim ve say1d duydugum gurup olan Filma Caas'1n çektii bir film. Üstelik onlarda Baskanbey isimli bir senaryom var. Umudum Gönül Yaras1'ndan kazan1p, bir sonraki proje olarak Baskanbey'i çekmeleriydi. Ama dogrusu(Kalveye yumusak G'yi ve S'yi basm1yor). hayal k1r1kl11na urad1m. Çok s1radan bir öykü filmlestirilmis. Üstelik Sener Ses gibi bir dahi oyuncuya rol yaz1lmam1s. Adam arada harcan1p gitmis. Yetmedi filmin en can al1c1 noktas1 olan'Kaderin sorgulanmas1 paradoksu' sadece sözlü olarak diyaloglarda gecistirilmis. Sinematofrafik olarak vurucu tema islenmemis. Yavuz Turgul ve Sener Sen'e ragmen, ne yaz1k ki bu öykü sinemada hedeflenen en az 1.500.000 seyirci ile bulusmas1 zor. Önceki yorumlar1mda da belirttiim gibi. Bir filmi stacak en önemlisey orjinal ve carp1c1 öyküsüdür. Kalbim kan aglayarak yazd1m bu sat1rlar1. Bütün beklentilerimin bosa c1kmas1 çok üzücü gercekten. tekrar ediyorum. Orjinal çarp1c1 ve Türk toplumunun beklentilerini kar_1layan ÖYKÜ ÖYKÜ ÖYKÜ ÖYKÜ, ÖYKÜ, ÖYKÜ, iste Türk sinemas1na gerekli olan bu. Ve 0_ yapacak öyküyü alg1lamay1 bilen yap1mc1lar.
sayg1lar1mla

Adsız dedi ki...

SAYIN OSMAN YAĞMURDERELİ!
SİZE ULAŞABİLSEK SENARYO ARAYIŞINIZ BELKİ DE BİTECEK..
SEVGİLERİMLE..
ELİMDE GÜZEL BİR DRAMA VAR.NE DERSİNİZ?
nursen1968@yahoo.com

Adsız dedi ki...

SEVGİLİ OSMAN ABİ BİR FİLM ÖNERİM VAR BELKİ CİDDİYE ALIRSINIZ.NEDEN BİZİM ŞANLI TARİHİMİZ İLE İLGİLİ DÖRT DÖRTLÜK BİR FİLİM YAPILMIYOR.ŞUANDA İZLEDİM FİLMLER AÇIKCASI BANA HAZ VERMİYOR,NEDEN İSTANBULUN FETHİYLE İLGİLİ BİR FİLM YAPILMIYOR YADA SARIKAMIŞ,DUMLUPINAR,ÇANAKKALE YADA OSMANLIYI GEÇMİŞİNDEN BUGÜNE KADAR GETİREN BİR FİLM YAPILMIYOR.MİLLET OLMAYAN TARİHİYLE KENDİ KARAKTERLERİNİ UYDURUP FİLM SERİSİ YAPIYOR BİZİM ELİMİZDE VAROLAN KAHRAMANLARLA KENDİ FİLMİMİZİ ÇEKEMİYORUZ.TÜRKÜN ŞANLI TARİHİNİ YANSITAN GERÇEK ANLAMDA BİR BAŞYAPIT YAPILMASINI ZAMANI GELMEDİMİ!!!!!
VMA